Aziz Mikail ve Azize Meryem Hatları

Eğer size bir cetvel ve Birleşik Krallık’ın haritası verilip, sadece, ülkenin bir yanından diğer yanına, mümkün olan en uzun çizgiyi çizmeniz istenirse, Cornwall kontluğundaki Land’s End burnunun ucundan, Norfolk sahilindeki Hopton kasabası civarındaki bir yere kadar uzanan bir hat ortaya koyarsınız. Tesadüfi olarak,  ayrıca, 1 Mayıs güneşinin Britanya’da doğduğu eksen de, bunun tamamen aynısıdır. Bu hattın, birtakım çok şaşırtıcı özellikleri vardır ve binlerce yıldır, Britanya Adaları’nda yaşayan insanların yaşamını derinden etkilemektedir. Hat, St Michael ve St Mary (Aziz Mikail ve Azize Meryem) hatları (Şekil.1) olarak bilinmektedir. Efsaneler, folklor, tarihsel gerçekler ve bilim bir araya getirildiğinde, St Michael ve St Mary Hattı’nın yaşam üzerindeki etkisinin büyüleyici resmi bulunabilir.      

Şekil.1. İngiltere’yi boydan boya geçen St Michael (Aziz Mikail) ve St Mary (Azize Meryem) Hatları


Efsaneler ve Halk Bilimi (Folklor)

Efsaneler ve folklor, çoğunlukla, temel doğrulara dayanmaktadır ve Şeytan’ın (Melek) cennetten atıldığı sırada, alnından, büyük bir zümrütün düştüğü söylenmektedir. Bu da, insanlığın, giderek artan derecede, Alın Çakrası olan, Üçüncü Göz’de, görüş kaybı sıkıntısını çekeceğinin işaretini veriyordu.

Şekil.2. Şeytan meleğinin, Cennet’ten atılışı sırasında, Üçüncü gözünü (Dünya’ya çarpmasına neden olacak biçimde) kaybedişi

Şeytan’ın Üçüncü Gözü, dünyaya çarparak, uzay-zaman sürekliliğinde, bir yarık oluşturdu. Eğer isterseniz, buna, zamanı ya da uzayı veya üçüncü ve dördüncü boyutu ayıran kumaştaki yırtılma da denebilir. Yırtığın, 1.000 yıllar süresince kapanmasına karşın, günümüzdeki dünya ile tutarsız olan, yok denecek kadar az enerji, halen içerisinden sızmaktadır. Değindiğim yırtık izlerinden birisi, St Michael and St Mary Hattı’dır ve varlığının, tarihi nasıl etkilediğini size göstereceğim. Çoğunlukla, yüksek yerlerin azizi olarak değinilmekte olan, St Michael, İngiltere’yi boydan boya geçtiği bütün yolculuğunda, su yerlerini ve kutsal kuyuları göstermekte olan, St Mary Hattı ile denge içerisinde bulunmaktadır. Çin Feng Şui’sinde, bu oluşum, “lung mei” ya da “ejderhanın nefesi” olarak bilinir.    

Şeytan’ın Dünya’ya düşen Üçüncü Göz’ünün, “insanlığın aydınlanmasının başlangıcı”nı işaretlediği düşünülmektedir. İnsanlığın evrensel programı, şu zıt kuvvetlerin dinamik dengesi içerisinde yaşanması için tasarlanmaktadır: kaos-düzen, iyi-kötü, sevgi-nefret, savaş-barış. Sadece, salt iyinin olduğu başlangıçta, yani Şeytan, cennetten atılmadan önce, dünya ve insanlık gelişmemişti. Buradan hareketle, şu deyiş ortaya çıkmıştır: “İçinizde kaos olmazsa, dans eden bir yıldız ortaya çıkaramazsınız”. Eğer insanlar; hata yapamamış, nesnelerin, kendilerinden farklı şeyler olabileceğini görebilip, ona inanamamış olsalardı , özgür biçimde yaratıcılaşamamış durumda olurlardı. Kötü şeytan, insana, gelişiminin zorunlu bir bölümünü verdi. “Şeytanın, Havva’ya sunduğu elma”, bilgelik ve derinlemesine düşünme gücü idi.

Hücreye ve Jeoloji’ye (Yer Bilimi) Etkileri

Şekil.3. Aziz Mikail ve Azize Meryem Hatlarının önemli bir geçiş noktası olan, Lostwhithiel yerel yönetiminde (Cornwall Kontluğu, Büyük Britanya), İngiltere Kilisesi’ne bağlı olan, St Barthalomew’s Church’de (Aziz Bartalmay Kilisesi), vaftiz teknesi üzerindeki “Alın Çakrası”nı tasvir eden cinin kafası. 

Yer bilimsel araştırma haritaları, pek çok fay hattının, Michael ve Mary Hatları’nın altında uzandığını teyit etmiştir ve buralardan çıkan radyasyonun kalıntıları, insanların zihinlerini etkilemektedir. Binyıllardır, insanlar, enerjisini, gizemli deneyimlerle ilişkilendirmektedirler. Bu, dev taşlar (Megalit) döneminden kalmakta olan, hatlar boyuncaki dinsel anıtları açıklamaktadır  

Hatlara, çoğunlukla, gizemli yılanların ya da ejderhaların görünmeleri olarak değinilmektedir. Enerjinin yayılması, yılankavi bir dalga biçiminde ilerlemektedir ve bunu ilk fark eden eski zaman insanları, onları, yılanlara ya da ejderhalara benzettiler. İkisi, tıp mesleğinin simgesi olan Eskülap’taki (tıbbın simgesidir ve birbirine dolanmış iki yılan, bir asaya sarılmış olarak gösterilir) iki yılana biraz benzer biçimde, birbirine dolanmıştır. St Mary, enerjinin zemini ya da toprağıdır ve St Michael’ın yüksek yerlerinden yayılan enerji, fay hatları boyunca akarak, yeraltı akıntıları ve kutsal kuyularla, yeniden yeryüzüne çıkarılmaktadır.

Hatlardan çıkan enerji ile uzun süreli muamele, özellikle enerjinin zirve yaptığı dönemlerde, bedene fiziksel etki yapmaktadır. En üst düzeydeki enerji akımları, St Michael ve St Mary hatlarında, 1 Mayıs gününün yanında, yaz ve kış gün dönümlerinde gerçekleşmektedir. Bu enerji seviyeleri, ay ve iç gezegenleri (Merkür, Venüs, Dünya ve Mars) hatlarının yanında, güneş döngüleriyle aynı zamana denk gelen yüksek güneş lekesi etkinliğinde daha da yoğun hale gelmektedirler.

Şans eseriyle ya da tasarımla, bazı insanlar, hatlara yakınlıklarından dolayı, enerjilerinden, daha fazla etkilenmektedirler. Muhtemelen, uzak geçmişte, bu, druid papazları gibi, manevi liderler için planlanıyordu – gebe kalma, doğum ve ruhsal kabul töreni gibi, yaşamlarının anahtar olayları, en yüksek enerji etkinliği zamanlarında, Avebury taş anıtları gibi, hatlar boyunca uzanan stratejik konumlarda gerçekleşiyordu. Onlar için, vücutlarının hücreleri, en yüksek enerji seviyesine maruz kalmaktadır. Vücutlarındaki milyarlarca hücrenin çok akışkan sıvı akıcı billur yapısı, fay hatlarından çıkan enerji ile yankılanmaktadır. Yerden çıkan enerji, sarmal hale gelen Kundalini (omuriliğimizin altında bulunan kuyruk sokumu kemiğinde, uyku halinde bulunan ve teskin edici özellikteki bir enerjidir) boyunca, bedende, yukarıya doğru yükselir ve çakra noktalarını etkiler. En açık değişim, beyin epifiz bezinin gelişimidir. Ruhçular, bunu, Alın Çakralarının ya da Üçüncü Gözlerinin gelişimi olarak isimlendirmektedirler. Bu insanlar, çoğunlukla, güçlü kahinlerdir.

Kutsal Kuyular / Pınarlar

Menacuddle Kutsal Kuyusu’nun / Pınarı’nın eski oyma baskısı

Saf Yer suyunun pek çok yeraltı akıntısı, fay hatları boyunca, yüzeyin altındaki derin kısımlardan akmaktadır. Belirli noktalarda, bu yeraltı akıntıları, üst toprağı geçer ve kuyulara / pınarlara dönüştürülmektedirler. Saf su moleküllerinin, katkısız halinde, dev bir jeomanyetik enerji tutma ve sürdürme kapasitesi vardır. Bu kaynaklar, kutsal kuyular / pınarlar olarak bilinirler, çünkü su moleküllerinin içerisinde hapsedilmiş olan, St Michael ve St Mary Hatları’ndan gelen enerjinin, şifa özellikleri bulunmaktadır.

Tarih

Keltler, St Michael ve St Mary Hatları boyunca, Beltane Ateş Festivallerini kutluyorlardı. Britanya’daki Dev Taşlar döneminin başlangıcından beri, St Michael ve St Mary hatlarında; Avebury, Glastonbury ve Cheese Ring gibi, sayısız kutsal taş yeri yerleşimine rastlanmaktadır. Sonradan, Kelt Druidleri ve ilk Hristiyan falcıları, Aziz Mikail ve Azize Meryem veya onların Hristiyanlık öncesindeki karşılıklarına adanmış ve stratejik olarak, yer enerjileri ile hizalanmış bu kutsal yerlerin üzerine ya da civarına, tapınaklar ve kiliseler inşa etmişlerdir. Fakat, Aziz Pavlus’un öğretilerine göre, dalavereci bir kurban olma kahramanlığı dogması geliştirmiş olan Roma Katolik Kilisesinin gelişi, Glastonbury Manastırı gibi, böyle kiliselerin ve Hristiyanlığın kutsal yerlerinin yok edilmesine ve itibarları zedelenmesine yol açmıştır.

Kutsal Mühendislik

7.000 yıl öncesine kadar uzanan, Dev Taşlar dönemi kültürlerinin ustaları, açıkça, Yer enerjilerinin doğasını, biçimini ve gizil gücünü anlıyorlardı. Eski zaman insanları, yersel enerji akımları, yer çekimi alanları ( çekim alanı, büyük bir kitlenin, kendi çevresindeki alana yaydığı etkiyi ve böylece, diğer bir büyük kitle üzerinde kuvvet oluşturmasını açıklamakta kullanılan bir kuramdır ) ve elektromanyetik ışınım dahil, bu gücü kullanıp kendi arzularına göre idare etmeyi öğrendiler ve onu da, topluluğun yararına kullandılar. Glastonbury, Newgrange Boyne Nehri’nin yaklaşık 1 km kuzeyinde yer alan, İrlanda’nın doğu kısmında, Meath Kontluğu’nda bulunan bir tarih öncesi anıtıdır ) ve Carnac [ kuzeybatı Fransa’daki Morhiban ili içerisinde, Bretanya bölgesinin güney sahilindeki Morhiban Körfezi’nin yanındaki bir komündür ve dünyadaki en büyük Neolitik çağ menhir (dev taş) koleksiyonlarından birisi olarak Carnac taşları ile ünlüdür ] gibi, olağanüstü güce sahip yerlerde, öğrenme merkezleri oluşturdular ve zihin, beden ve ruh arasındaki ilişkileri ve evrenin ana doğasını çözebiliyorlardı. Bu, Yer’in duyarlı bir varlık olması anlayışları, insanlığın Doğa Ana ile ilişkisi ve hayret verici matematik, mühendislik, gök bilimi ve yer ölçümü bilgileri sayesinde başarılıyordu.

Kaynak: http://www.jiroolcott.com/st_michael_alignment.html

Çeviren: Yalçın Ceylanoğlu

HER HAKKI MAHFUZDUR.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s