Gurur: Kusur mu Erdem mi?

Gurur (pride), Latincede “yararlı olmak” anlamına gelen prodesse sözcüğünden türemektedir. Utanç, ayıp ve suç gibi, sosyokültürel düzgülerden (norm) ve değerlerden güçlü bir şekilde etkilenen yansımalı (özle ilgili) bir duygudur.

Tarihsel olarak, gurur, hem kusur hem de erdem olarak düşünülmüştür. Kusur olarak gurur, kibre ya da cakaya yakındır. Eski Yunanistan’da, insanlar, kendilerini, tanrıların üzerinde görürlerse veya onlara saygısızlık eder ya da onları kötülerlerse kibirle suçlanabiliyorlardı. Pek çok eski Yunan, kibrin, öldürmeye ya da cezaya sebep olduğuna inanıyordu. Günümüzde, kibir, özellikle azamet veya böbürlenmeye eşlik ettiği zaman, bir insanın abartılı durum, yetenek ve başarı duygusunu belirtir duruma gelmiştir. Onun gerçekle bağlantısı olmadığı için, kibir, adaletsizliği, çekişmeyi ve düşmanlığı teşvik etmektedir.

Resim.1: İspanyol ressam Antonio de Pereda y Salgado’nun yaptığı ‘Cakanın Alegorisi’ tablosu. 13,95 cm x 17,40 cm; 1632-1636; Viyana Sanat Tarihi Müzesi

Caka, kibre benzerdir, ancak diğerlerinin gözündeki şişmiş kişilik duygusunu adlandırmaktadır. Caka (vanity); boşluk, sahtelik ve budalalık anlamındaki Latince vanitas sözcüğünden türemektedir. Kitabı Mukaddes’in Vaiz bölümündeki vanitas vanitatum omnia vanitas deyimi, genellikle, “cakaların cakası; hepsi caka” olarak ifade edilmektedir ve böyle bir cakadan değil, dünyevi malların ve uğraşların ve buna bağlı olarak, bizzat insan yaşamının geçiciliğinden ve anlamsızlığından bahsetmektedir. Güzel sanatlarda, (çoğunlukla, kafatası, yanan mumlar veya solan çiçekler gibi, önde gelen ölümlülük simgelerine sahip bir tablo olan) vanitas, bizi, yaşamımızın kısalığına veya kırılganlığına kafa yorarak, bakış açılarımızı genişletmeye davet etmektedir. Aşırı gururluluk, cakanın kadim bir eş anlamlı sözcüğü olmakla birlikte, aslında, onunla, “boşu boşuna övünmek”, yani sebepsizce övünmek kastedilmiştir.

Resim.2: Hollandalı oymacı Jacob Matham’ın, ‘Hıristiyanlığın 7 Günahından Gurur’ tablosu

Resim.3: İtalyanressam Michelangelo Merisi da Caravaggio’nun(Michelangelo) yaptığı ‘Narkissos’ tablosu. 1594-1596; yağlıboya resim; 110×92 cm; Roma Ulusal Antik Sanat Galerisi. Burada, Narkissos, kendi yansımasına gözünü dikip bakarken tasvir edilmektedir.

Resim.4: Kullanımda, çoğunlukla, olumsuz bir yan anlama (kibir) sahip olması amaçlanan ve tavus ile simgelenen, Latincede “Gurur” anlamına gelen Superbia (Lyon’daki Notre-Dame de Fourvière Bazilikası’ndaki bir mozaik )

Pek çok din, gurura, kibre ve cakaya, kendi kendine tapma olarak bakmaktadır. Hıristiyan geleneğinde, gurur, yedi ölümcül günahtan birisidir. Dahası, Şeytan meleği, gurur nedeniyle, Cennet’ten kovulduğu için, o, ilk ve en affedilmez günahtır. Gurur, Tanrı’nın en nefret ettiği günahtır çünkü o, tüm diğer günahları taşımakta, bizi, gerçeğe ve akla kör etmesinin yanında, Tanrı’dan ve dininden uzaklaştırmaktadır. Tıpkı Yunan geleneğinde olduğu gibi, gurur, şu Kitabı Mukaddes’in Süleyman’ın Özdeyişler 16:18 ayetinde belirtildiği gibi, cezaya neden olur: “Gururun ardından yıkım, Kibirli ruhun ardından da düşüş gelir.” Böylece, sanatta, gurur, bazen ölüm figürü ile, aksi takdirde, aşıklarını hor gören, güzelliğiyle ünlü avcı Narkissos, tavus kuşu ya da tarakla ve aynayla saçına bakan çıplak bir kadın ile simgelenir.

Resim.5: ‘Siyah Gurur’un simgelerinden biri

Resim.6: Ulusal gurur

Erdem olarak gurur, Latince toplumsal inceleme ve söylev yazarı Albertano de Brescia’nın (1195-1251) sözleriyle, ‘insanın kendi mükemmellik aşkı’dır. Daha sıradan biçimde, gurur, ya doğruca kendimiz ya da dolaylı olarak başkalarıyla [ örneğin, çocuklarımızdan ya da öğrencilerimizden biriyle ya da iç gruplarımızdan biriyle (ulusal gurur, nonoş gururu, siyah gururu)] öz-imajımızın teyit edilmesinden doğan tatmin, zevk, canlılık ve temize çıkarmadır. Bizim değil, başkasının öz-imajının doğrudan doğruya ya da dolaylı teyit edilmesi, gurura değil, hayranlığa, hoşgörüye, kayıtsızlığa ve kıskançlığa neden olur.

Resim.7: Gurur pozu

Resim.8: Ayıp pozu

Eğer gurur, “insanın kendi mükemmellik aşkı” ise, onun tersi de ayıptır. Ayıp kelimesi (shame), ‘to cover’ (örtmek) anlamına gelen eski bir kelimeden türemekte ve çoğunlukla, kaş ve göz üzerini kapatma jesti, hüzünlü gözünü dikme ve gevşek duruşla ifade edilir. Ayıbın aksine, gurur, genellikle, kalkık ya da kalça üzerine dayanmış kollarla, kaldırılmış çeneyle ve küçük bir gülümsemeyle genişletilmiş ya da şişmiş bir tavırla gösterilir. Bu gururlu poz, konum, ilgililik, kabul etme ve sahiplik işareti olarak işlev görür. Farklı kültürlerde ve hatta yaradılıştan kör insanlarda yapılan gözlemlerde, onun, öğrenilmiş ya da taklit edilmiş olmaktan ziyade, doğuştan olduğu ortaya konmuştur. Başlı başına kendi kaynağı olduğundan, gurur, onu ateşleyen türden eylemlerin çoğuna önayak olur ve öz saygı, öz güven, verimlilik, yaratıcılık ve özgecilik ile ilişkilidir.

Bu nedenle, bir yandan, gurur, günahların en kör edeni ve bağışlanmazı iken, diğer yandan da, kendini geliştirmenin bir vektörüdür. Aslında, iki tür gurur olduğunu öne sürüyorum: erdem olan yerinde gurur ve kusur olan yanlış veya kibirli gurur. Yerinde gurur, açıkça uyumlayıcıdır, ama yanlış gurur nasıl açıklanabilir? Yanlış gurura eğilimli insanlar, öz saygıdan yoksundurlar ve kibirleri, başkalarını ve kendilerini, onların da saygıya ve hayranlığa değer olduklarına ikna etme yöntemleridir. Gururları, dümen ya da kestirme yol olabilir, ama en azından şimdilik olsa bile, işe yaramaktadırlar.

Aristo, yerinde gurur ya da ‘ruhun büyüklüğü’ (Yunanca megalopsikiya) hakkında anlayışlı biçimde yazmıştı. Nikomakhos’a Etik kitabında, o, bize, bir kimsenin, kendisinin hem büyük şeylere değer olduğu hem de onlara layık olduğunu düşündüğü takdirde, gururlu olduğunu şöyle anlatmaktadır:

“Şimdi, kendisinin büyük şeylere layık olduğunu düşünen, onlara değer olan insanın gururlu olduğuna inanılmaktadır; çünkü hak ettiklerinin ötesinde böyle davranan budaladır ama hiçbir erdemli insan aptal ya da salak değildir. ”

Bir kimse, küçük şeylere layık ya da öyle olduğunu düşünüyor ise, onun, gururlu değil, ölçülü (ılımlı) olduğunu, Aristo, şöyle ifade eder:

” Çünkü ufak şeye layık ya da öyle olduğunu düşünen kimse ılımlıdır ancak gururlu değildir; zira güzelliğin, iyi ölçülü bir vücut ima etmesi kadar, gurur, büyüklük anlamına gelmektedir ve küçük insanlar zarif ve biçimli olabilirler ama güzel olamazlar. ”

Diğer yandan, eğer bir kimse, değdiğinden daha fazlasına layık olduğuna inanıyorsa kibirli ya da gösterişçidir; ancak, kendisinin layık olduğundan daha azına değer olduğunu düşünüyor ise ödlektir. Kibir ve korkaklık kusur oldukları halde, gurur ve ölçülülük (ılımlılık), (tanım gereği) kişinin durumunu ve potansiyeli hakkındaki gerçeği yansıtmalarından ötürü erdemdir. Aristo’nun deyimiyle, gururlu kimse, iddialarının büyüklüğü bakımından sınır olmasına karşın, doğruluk konusunda ortadır ve bu nedenle de erdemlidir.

Hıristiyan döneminden çok önce yazmış olan Aristo, gururlu bir kimsenin çok metheden (ve Hıristiyan ve çağdaş anlayışlara göre, kışkırtıcı) tablosunu çizmeye devam etmektedir. Gururlu insan, doğru hak ettiği şeylere ve özellikle ‘erdemlerin ödülü ve dış hayırların en büyüğü olan onur’a hırslıdır. O, iyi insanların sunduğu büyük onurları kabul etmekten ılımlı olarak hoşnuttur ama sıradan insanlardan gelen onuru, tamamen ve önemsiz gerekçelerle hor görür. Daha fazlasını hak eden insan daha iyi olduğu için, gerçekten gururlu kimse iyidir ve iyi olduğu için de nadirdir. Aristo’ya göre, gurur, erdemlerin tacıdır: onlar olmadan kendisi bulunmaz ancak kendisi onları daha büyük yapar.

Aristo, gururlu kimsenin, hor görmeye ve aşağılamaya eğilimli olduğunun farkına varmaktadır, ancak pek çoğunun, tesadüfen (ya da, sanırım, benlik ihtiyaçlarını için ) hor görmesine ve küçümsemesine rağmen, o, ne kadar haklı olarak düşünürse, o denli adaletli olarak davranır. Gururlu kimse, büyüğe ve iyiye tepeden bakabilir, ama o, sıradan insanlara alçakgönüllü de olabilir; Aristo’nun Nikomakhos’a Etik kitabında belirttiğine göre, ‘çünkü ilkine üstün olmak zor ve yüce bir şey iken, ikincisine karşı böyle olmak kolaydır ve ilkine yüce duruş, hiç terbiyesizlik işareti değildir, ama o, sıradan insanlar arasında, zayıfa karşı kuvvet sergileme kadar kabadır.’ Ayrıca, orada, şu da belirtilmektedir:

“Yine, gururlu kimsenin özelliği; yaygın olarak büyük saygı duyulan şeyleri ya da diğerlerinin sivrildikleri şeyleri hedeflemek değil, büyük onurun ya da büyük bir işin tehlikede olduğu durumların haricinde tembel olmak ve kendini tutmanın yanında, az sayıda kahramanlığın, ancak büyük ve saygın olanlarının yaratıcısı olmaktır.”

Daha sonra ise, Aristo, lafı, tanımlayıcıdan, emredene şöyle çevirmektedir:

(Kendisinin duygularını gizlemek, yani gerçeğe, insanların düşüneceğinden daha az önem vermek, bir korkağın rolü olduğundan) O, ayrıca, nefretinde ve sevgisinde de açık olmalı ve açıkça konuşmalı ve davranmalıdır; zira o, aşağılayıcı olduğu için konuşmadan muaftır ve avama ironiyle konuştuğu zaman haricinde, doğruyu söylemek kendisine verilmektedir.

Kaynak: https://www.psychologytoday.com/blog/hide-and-seek/201409/pride-vice-or-virtue

Çeviren: Yalçın Ceylanoğlu

HER HAKKI MAHFUZDUR.

Evernote her şeyi hatırlamanıza ve çaba sarf etmeden düzenli olmanıza yardımcı olur. Evernote’u İndirin.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s